|
Mısır bir Akdeniz ülkesidir. Bu ülke Akdeniz'de bulunmasına rağmen âSima Yarımadasıâ yoluyla; Suriye ve Filistin'e bağlıdır. Mısır'dan geçen Nil nehri sularını Akdeniz'e boşaltmaktadır. Bu ırmağın, sağındaki ve solundaki verimli topraklar, Doğu ve Batı tarafında kayalık tepelerle çevrilmiştir. İnce ve uzun olan bu şerit kuzeye doğru genişlemekte, nehrin ağzında üçgen şeklini almaktadır. Bu bölge Yunan alfabesindeki 4 harfine benzediği için âDeltaâ adını almıştır. Delta kuzeye doğru açılan, Nil'in kolları tarafından sulanmaktadır. Günümüzde bile Kahire'nin güneyine yağmur düşmemektedir. Eğer her yıl Nil Nehri Temmuz'da başlayan, Ekim ile Kasım aylarında sona eren taşmalarla çevresindeki toprakları sulamasa, bütün Mısır bir çöl olurdu. Nil Nehri'nin Mısır'ın sosyo-ekonomik yaşamında oynadığı büyük rolü âHeredotosâ kavramış, bu ülkeyi Nil'in bir armağanı olarak göstermiştir.
Nil Vadisi'ni doğudan ve batıdan sınırlandıran çöl Mısır'ı her iki yönden gelecek saldırılara karşı korumaktadır. Bu ülkeye yanlızca güneyden ve kuzeyden girmek mümkündür. Güneydeki Yukarı Nil, eski çağlardan beri yoğun bir nüfusa sahip olduğun anlaşılan, âNulgyaâ, sonraki zamanlarda âPuntâ, günümüzde ise âSomaliâ adını taşıyan ülkenin bulunduğu bölgedir. Bu ülkenin Kızıl Deniz'e kıyıları bulunmaktadır. Kuzeyde ise genişleyen Nil Vadisi batıda Libya'ya, doğuda Ön Asya ülkelerine bağlıdır. Mısır'ın batısındaki topraklar fazla verimli olmadığından önemli yerleşim yerlerine sahip değildir. Bu yüzden batından gelecek olan saldırılar doğal bir engel olan Nil'in kollarıyla durdurulabilir. Ancak asıl tehlike kuzeydoğudan gelmesi olası saldırılardır. Mısır'ın doğusundaki Nil Deltası'ndan hemen sonra susuz ve çorak olan âSina Yarımadasıâ uzanmaktadır. Bu yarımada üzerinden geçen Arabistan ve Filistin yolu oldukça kısa ve önemlidir. Bu yüzden çöl ve bozkırlarda hızlı hareket etmeye alışmış Ön Asya toplulukları büyük gruplar halinde bu yolu kullanarak, Mısır'a girebilmektedirler. Mısır'ın bir başka hassas noktası ise kuzeyindeki deniz kıyısıdır. Düz olan kuzey kıyısına çıkmak, Nil nehrinin kollarıyla deltanın içine kadar ilerlemek, denizci kavimler için güç olmamıştır. Ancak buna rağmen Mısır'da bir yönetim kurulduğu zaman saldırılara karşı savunmaları güçlü olmuştur. Mezopotamya'da olduğu gibi Mısır'da da insanların örgütlenmesindeki en büyük güç, Nil nehridir. Mısır insanları düzenli bir çalışma hayatı ile buradaki medeniyetin yükselmesi için gerekli ekonomik güce ulaşmıştır. 
ESKİ MISIR TARİHİ KAYNAKLARI
Eski çağlardan Romalıların eline geçinceye kadar, orjinal bir medeniyete sahip olan Mısır tarihi için zengin kaynaklar vardır. Bu kaynaklar 3 grupta toplanabilir;
1.Klasik Kaynaklar: Pers istilasını takip eden dönemlerde Grek tarihçileri Mısır'a gelmişlerdir. Bunlardan Miletos'lu âHekateâ M.Ö. 520 yılında Mısır'ı ziyaret etmiş ve Teb şehrindeki rahiplerden bilgi alarak âSoy Kütüğü (Secere)â adlı kitabını yazmıştır. Kitap, Libya tarihi ile de ilgilidir. Grekler ile Persler arasındaki savaşın nedenlerini araştıran Herodotos M.Ö. 450 yıllarında Mısır'a gitmiştir. Bu ülkede araştırma yapan yazar, kitabının 2. ve 3. kısımlarını Mısır'a ayırmıştır. Mısır Tarihi'nin kökenine ait bilgileri âHeliopolis, Teb, Menfis rahiplerinden toplamıştır. M.Ö. 332 yılında Büyük İskender'in Mısır'ı ele geçirmesinden sonra özellikle Grek tarihçiler için bu ülkede çalışmak daha rahat bir hale gelmiştir. Özellikle âPtetomaiosâ döneminde Mısır tarihine büyük bir ilgi gösterilmiştir. Bu dönemdeki en önemli eser M.Ö. 3. yy'da âMonnetta'nınâ yazdığı âMısır Tarihiâ dir. Monnetta'nın bu eserini âDiadarosâ ( kendisi M.Ö. 60 ve 70 yıllarında Mısır'da bulunmuştur) kendi eserinde kopyalamıştır. M.Ö. 1.yy'da yaşayan Josephus da Monnetta'nın eserini günümüze taşıyanlardandır. Daha sonra Grek coğrafyacıları Mısır'la ilgilenmeye başlamışlardır. Örneğin Eretostanes Teb şehrindeki arşivden faydalanmıştır. Strabon M.S. 27 yılında Mısır'ı 1. şelaleye kadar gezmiş, âCoğrafyaâ eserinin 17. bölümünü Mısır'a ayırmıştır.
2.Eski Eserleri Anlatan Belgeler: Kur'an'da çeşitli nedenlerden dolayı Mısır'dan söz edilmesi bu ülkenin Müslümanlar için büyük bir önem taşımasından dolayıdır. Ayrıca Mısır'ın İslam dünyasına katılması bu ülkeye olan ilgiyi arttırmıştır. M.S. 9. yy'da Abbasi Halifesi âMemunâ Mısır piramitlerinden birinde kazı yaptırmış, planı çizdirmiş ve ortaya çıkan hazinenin ayrıntılı olarak dökümünü vermiştir. 17.yy'ın ikinci yarısında, ünlü Türk gezgini âEvliya Çelebiâ Mısır'ı ziyaret etmiştir. Kitabının son cildinde Mısır'ın gelenek-görenek, iklim ve tarihi eserleri hakkında oldukça ilginç bilgiler vermiştir.
3.Hiyeroglifler: Büyük İskender'in Mısır'ı ele geçirmesinden sonra Eski Mısır dili, yerini yavaş yavaş Grekçe'ye bırakmıştır. Grek harfleriyle yazılan Mısır dili âKoptâ adını almıştır. Roma İmparatorluğu'nun sonuna kadar Hiyeroglif, Grek, Kopt yazısı yaygın olarak kullanılmıştır. Ancak hiyeroglif, M.S. 4.yy'da, Kopt dili de M.S. 7.yy'da sona ermiştir. Kopt dili sadece Hristiyanların kilise dili olarak 19.yy'a kadar çok belirli bir kesimde varlığını sürdürmüştür. Herodot, Hiyeroglif yazısını kutsal işaretler olarak adlandırmıştır. 18.yy'ın sonlarına doğru ise Avrupa'da eski yazıların okunması için yoğun çalışmalarda bulunulmuştur. Özellikle 1822'de bulunan bir taş üzerinde Grekçe, Hiyeroglif ve genellikle o halkın kullandığı, âDemotikâ yazıyla yazılmış bir metin sayesinde, Hiyeroglif yazı okunabilmiştir. Bunu çözen ilk bilim adamı Fransız dilbilimci âJean-François Champollionâ dur.
SÜLALELER ÖNCESİ DEVİR M.Ö.5 ve 4.yy'ın son yüzyılına rastlayan sülaler öncesi devir, yada bir başka ifade ile âHorusâ a tapanlar devrine ait bilgilerimiz birçok alanda eksik olmakla beraber bize bu devir ile ilgili kabaca bilgi vermektedir. Bilindiği kadarıyla bu dönemde Mısır'da siyasi birlik bozulmuş, ülke kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Bu dönemde merkezi şehrin şehri ve arması zambak benzeri bir çiçek olan Güney Devleti büyük rol oynamıştır. Başlarında beyaz ve konik bir külah taşıyan bu devletin kralları, kendilerini doğuştan Horos'un ilahi çocukları olarak görüyor ve bundan dolayı sonsuz bir yetki ve kudrete sahip olduklarına inanıyorlardı. Kuzey Devleti'nin ise iki büyük merkezi, Yılan Tanrıçası'nın himayesinde olan Buto ve Sais şehirleriydi. Bu şehirlerin arması papirüstür. Bu devletin kralları basık ve ön tarafında bir tüy bulunan bir taç taşıyorlardı. Gerek Kuzey gerekse Güney Kralları Mısır'ı Birleşik Devlet yapmak için hem birbirleriyle hemde Mısır'ın kuzeyinde ve güneyinde bulunan diğer kavimlerle savaşmışlardır. Özellikle bu devrin tarihi olaylarını gösteren eserler arasında siyah taştan yapılmış levhalar gösterilebilir. Levhaların üzerinde kabartma olarak av ve savaş sahneleri tasvir edilmiştir. Narmer adlı krala ait bu tür bir levha söz konusu buluntuların en ilginci sayılabilir. Levhanın bir tarafında Kral Narmer, başında Güney Mısır'ın tacı olduğu halde bir düşmanı öldürürken resmedilmiştir. Levhanın diğer tarafında aynı kral, Kuzey Mısır'ın tacını giymiş bir halde tören sırasında resmedilmiştir. Dolayısıyla bu resimden yola çıkarak Kral Narmer'in Kuzey ve Güney Mısır Devleti'ni birleştiren kral olduğu düşünülebilir.
M.Ö. 3. Binyıl Mısır Tarihi
Bu dönemde 3 yükseklik devri göze çarpmaktadır. Bunlar; - Eski İmparatorluk (3-6 Sülaleler) M.Ö. 2778-2413
- Orta İmparatorluk (11-12 Sülaleler) M.Ö. 2065-1585
- Yeni İmparatorluk (18-20 Sülaleler) M.Ö. 1580-1085
1.Sülale:
Kral Narmer'den bir süre sonra M.Ö. 3100 yıllarına doğru Güney Mısır'ın tahtına çıktığı anlaşılan âKral Menesâ iki Mısır'ı birleştirme konusunda büyük başarılar elde etmiş olacakki, sonraki nesiller tarafından Kral soyunun başına geçirilmiştir. Oldukça geç bir tarih geleneğinde, Mısır'ın birleştiricisi olarak gösterilen Menes ve ondan sonra gelenler, Güneyin eski şehri olan âHierontopolisâ şehrini bıraktılar. Daha güneyde âThinisâ şehrini kendilerine merkez yaptılar. Bundan dolayı bu sülaleye âThinitlerâ adı verilir. Sülalenin krallarının mezarları Thinis şehri civarında mevcuttur. Mısır'ın birleştirilmesi işini bütün 1. Sülale krallarını meşgul etmiş olduğunu anlıyoruz. Bu dönemdeki diğer bir önemli olay ise âMenfisâin kurulmasıdır. Kuzey Mısır'ın en önemli siyasal merkezi haline gelen Menfis şehrinin tanrısı âPtahâ tı. Her ne kadar bu şehre Menfis adının sonradan verildiği anlaşılıyorsa da, şehirde bulunan âBeyaz Surâ adını taşıyan kale ve bu kale içinde bulunan Ptah Tapınağının Menes devrine kadar uzaması muhtemeldir. II. Ramses dönemine ait bir yazıt bu şehirde Menes'in kurduğu Ptah Tapınağı'ndan söz etmiştir. 1.Sülale Krallığı'nın Kuzey Mısır'ı sürekli ellerinde bulundurmak için bu şehri kurdukları anlaşılmaktadır. Kral Menes'ten sonra gelenler, baş gösteren iç isyanları bastırdılar. Teşkilatlanmaya önem verdiler, Sima'da oturan Sami ırkından göçebelerle savaşarak, bu bölgedeki zengin bakır madenlerini ele geçirdiler.
2.Sülale:
Bu dönemde; Kuzey Mısır'ın, Güney Mısır'ı hakimiyeti altına aldığı anlaşılır. Bu dönemde hukuki merkez Menfis'e taşınmıştır. II.Sülale'ye ait mezarlar Menfis şehri civarında bulunmuştur. Bu sülalenin ilk dönemleri barış ve teşkilatlanma dönemiyle geçmişse de son dönemlerinde yer yer isyanlar baş göstermiştir. Bu isyancılar sonucunda Güneyde bir üçüncü İmparatorluk ortaya çıktı. Mısır'ın eski imparatorluk dönemi de başladı.
3.Sülale:
Bu sülalenin kurucusu âZoserâ adında bir kraldı. Ondan sonra gelenlerde iyi birer idareci ve askerdiler. Zoser'in baş veziri âİmhotepâ (Mısır'ın ilk mimarlarından, baş rahip, baş vezir,doktor,mumyalama tekniğini geliştiren kişi) tüm Mısır tarihi boyunca kazandığı ününden dolayı ölümünden sonra ilah mertebesine yükseltilmiştir. Başta Zoser'in âSakkareâ deki, basamaklı piramit'i olmak üzere kendilerine büyük mezar anıtları yaptıran, bu sülanenin kralları, I.Sülale zamanındaki sınırları korudular. Ve kendileri güneyli olmasına rağmen, Menfis şehrini başkent yaptılar. Bununla birlikte gelişen Menfis, Mısır'ın siyasi, kültürel, merkezi haline gelmiştir.
4.Sülale:
Eski imparatorluğun altın devri 4.Sülale dönemine rastlar. Kurucusu âSinefruâ zamanında Libya ve Sima Yarımadası'na seferler düzenleyerek ganimetler ele geçirilmiştir. Bu devrin krallarının kudret ve ihtişamını yaptırmış oldukları piramitler ve bunların çevresindeki tapınaklar, oldukça iyi bir şekilde yansıtmaktadır. Büyük tapınaklar çevresinde evleri örnek alarak yapılmış bir takım küçük mezar binalarıda vardır. Kral soyundan olanlarla, yüksek dereceli memurlara ait, bu mezarlar o devrin dinsel görüşlerini yansıtan, yazı ve resimlere sahiptir. Arkeolojik olarak bu resim ve yazılar bize o devrin siyasi olayları, idarecileri, kültür ve devlet teşkilatı ve din ile ilgili önemli bilgi veren kaynakalrdır. 4.Sülale zamanındaki Mısır'ın parlak durumunu, tahtı ne şekilde ele geçirdiğini bilmediğimiz 5.Sülale kralları devam ettirdiler.
5.Sülale:
Bu dönemde, Eski Devir Tanrısı âFlorusâ önemini kaybetti ve yerini Güneş Tanrısı âRaâ ya bıraktı. Bu tanrının daha önce Hieropolis Tanrı AUM'la bir tutukluğu göze alınırsa, 5.Sülale zamanında yapılan din reformunun Hieropolis rahiplerinin etkisiyle olduğu anlaşılabilir. 5.Sülale kralları, kendilerine Piramit ve Tapınak yaptırmakla birlikte Mısır'ı koruyuculuğu altında bulunduran, Güneş Tanrısı Ra içinde tapınaklar yapmayı ihmal etmediler. 5.Sülale'nin ünlü kralları arasında âTetiânin oğlu olduğu anlaşılan âI.Pepiâ gelir. Oldukça başarılı bir kraldır. Ön Asya'ya seferler düzenlemiştir. Öncelikle göçebeleri etki altına almıştır. âÜniâ adlı bir kişi bu dönemin Tarihi ve Siyasal olaylarını yazarak günümüze kadar ulaşmasını sağlamıştır. Yaklaşık 50 yıl kadar hüküm süren I.Pepi'nin ölümünden sonra, yerine 6 yaşındaki kardeşi II.Pepi geçmiştir ve 94 yıl hüküm sürerek, Mısır tahtının en uzun süreli kralı olarak görev yapmıştır. Her iki kralda Mısır'ın siyasi politikasını ve dinsel geleneklerini devam ettirmişlerdir.
6.Sülale:
6.Sülale'den başlayarak soylulara, rahiplere, yüksek düzeyli memurlara; geniş topraklar, bir takım özel imtiyazlar verme yöntemi, Mısır'ın siyasal bünyesinde önemli değişikliklere yol açmıştır. Özellikle büyük toprak sahibi olan bazı soylular, yetkilerinin artmasıyla oteriteyi tehdit edecek hale geldiler. Bir zamanlar bağımsız devletler halinde olan, sonradan Merkezi Devlet'in parçası haline gelen bir takım Mısır Eyaletleri de sahip oldukları toprak ve insan gücüne dayanarak krala karşı isyan etmeye başladılar. Durumun bu hale gelmesinde valiliklerin babadan oğula geçmesi ve aynı ailenin uzun vir süre belirli bir yerde görev yapması önemli iki etkendi. Bir tarafta asillerin, diğer tarafta memur ve valilerin krala karşı giriştikleri mücadelede bir takım başarılara karşılık, bazı eyaletler yenilgiye uğratılmıştır. Ancak bazıları bağımsızlıklarını almışlar ve Mısır, Orta Çağ Avrupası'nın feodal yapısına benzer bir hal almıştır.
7.Sülale:
7.Sülale'den gelen kralların devrinde bazı başarısız krallar arka arkaya gelerek, Mısır'ı oldukça karışık bir döneme soktular. Bu dönemde batıdan Lidyalı'lar, doğudan Asyalı'lar ve zenciler Mısır topraklarına sığınmışlardır. Yine bu dönemde bize Mısır tarihi ile ilgili bilgi veren belgeler oldukça azdır. Bunlardan bir tanesi olan, bugün âLeningradâ Müzesi'nde bulunan bir papirüste Mısır'ın birtakım karışıklıklara sahip olduğu belirtilmekte. Papirüs'ün diğer yüzünde kuvvetli bir kralın gelip, güney ve kuzey devletleri tekrar birleştireceği müjdelenmektedir.
Ancak bu feodalite devrinde bazı krallar, Mısrı'ı birleştirmek için girişimde bulunmuşlar; fakat yeni isyanların patlak vermesiyle başarısız olmuşlardır. Bunun sonucunda hükümet merkezini Menfi'ten âHerakleapolis'e taşımışlardır. M.Ö. II. binyıllarda güneyde âThebâ şehrinde yönetimi ele geçiren yeni bir sülale, Mısır'ı bu karışıklıktan kurtarmış ve Ortak İmparatorluk dediğimiz yeni bir yükselme dönemine sokmuşlardır.
M.Ö. II. bin'in Başlangıcında Kavimler Hareketi ve Sonuçları:
II.binde Mısır'ın siyasal ve kültürel alanda gösterdiği gelişme sürekli bir hal almıştır. Bu gelişme sonucunda, Mısır yakın doğunun en büyük devleti olma yolunda ilerlemiş, sınırlarını genişletmiş, yapı kerestesi ve zengin madenler elde etmek için Suriye ve Filistin kıyılarını istila etmiş, altın ve fildişi kaynaklarına ulaşmak için de Nubya ve Kızıldeniz kıyılarını ele geçirmiştir. Ancak Mısırlıların II.binde güneye yaptıkları askeri seferler, tarihi sonuçlar bakımından hiçbir zaman Suriye ve Filistin'e yaptıkları kadar başarılı olmamıştır. Bu yüzden Mısır seferleri, Ön Asya ülkelerine kültürel bakımdan çok şey kazandırmıştır. Sonuçta bu medeniyet; Filistin, Suriye, Kıbrıs ve hatta Fırat Irmağı civarına kadar yayılmıştır. Saydığımız bu ülkelerde Anadolu ve Mezopotamya'dan gelen karşılıklı kültür etkileşimleri sayesinde büyük medeniyetler ortaya çıkmıştır. Ortak Krallık devrinde Mısır, II.binin ilk yarısına kadar sahip olduğu üstün güce rağmen, civar devletlere karşı kesin bir üstünlük kuramamıştır. Bunun nedeni kralların kültür ve bilim merkezi kurarak, halklarıyla hareket halinde olma istekleridir. Yine bu dönemde âHyksosâ lar adı verilen ve Asya üzerinden gelen saldırgan kabilelerin etkisi altında kalmıştır. M.Ö. II.binde; Asur'lu tüccarların Orta Anadolu'da ticaretle uğraştıkları dönemde, Yukarı Mezopotamya, Asur Krallığı'nın kontrolündeydi. Bu bölge elde tutulmadıkça, Anadolu'da ticaret kolonileri kurmak mümkün değildi. M.Ö. III.bin yılın başlarından itibaren, Kafkasya ve Doğu Anadolu Bölgesi'nde bir uygarlık kurmuş olan âHurrilerâ M.Ö. II.binde Yukarı Mezopotamya'nın yerleşik halkı olmuşlardır. Babil'de Hamurrabi'nin başta olduğu Hitit Kralları'nın Fırat ve Kuzey Suriye'ye seferler yaptığı bu dönemde Hurriler, Mitanniler'le birlikte Hurri-Mitanni Devleti'ni kurmuşlar ve Suriye'yi ele geçirmişlerdir. Hamurrabi Hanedanlığı'nın yıkılmasından sonra, bölgeye önemli kültürel katkılarda bulunan Babil, XIV.yy'a kadar karışık bir dönem yaşamış, ele geçen çivi yazılı belgelerde Babilli'lerin Hurrinlerin isimlerini aldığı görülür. M.Ö. II.binyılın başlarında Anadolu bir takım kavimler hareketine sahne olmuştur. Bu konuda elimizde başlıca yazılı iki belge vardır. Bunlardan en eskisi, Kapadokya Tabletleri adını verdiğimiz, Hititler'in ortadan kalktığı son dönemde başkentleri âHattuşaâda ele geçirilen Hitit Devlet arşivine ait önemli belgelerdir. Bu belgelerden Hitit Krallığı'nın kuruluşuna ait önemli bilgiler edinmekteyiz. Bütün bu belgelere ve bunları izleyen olaylara toplu olarak bakacak olursak, M.Ö.II.binin başlarından itibaren Ön Asya'nın dağlık bölgelerinde büyük boyutlarda kavimler kaynaşması olduğunu ve Filistin'den Basra Körfezi'ne kadar olan ülkelerin burdan etkilendiğini görmekteyiz.
M.Ö.II.Binyılda Mısır'ın Siyasal Tarihi
7. ve 10. Sülale'lerin Mısır için tam bir derebeylik dönem olduğu ve bu dönemde Mısır'ın sosyal ve kültürel bakımdan gerilediği görülmektedir. Ancak M.Ö.2.bine doğru, Mısır'da bugünkü Luxor mevkinde Amon Tapınağı civarında meydana gelen, Yunanlılar tarafından Teb, Mısırlılar tarafından Vast olarak adlandırılan şehirler yeni bir sülale'nin tahta çıkmasıyla (11.Sülale) durumlarını değiştirdi. Bu Sülale Kralları önce güney sonrada kuzey Mısır'ı ele geçirerek siyasi ve kültürel bakımdan yeni bir dönem başlattılar. Bu Sülale Kralları'ndan âAntofâ adını yaptığı çalışmalarla duyurmuştur. Sülale'nin son kralı S.Mentuhotep idi. Ancak kralı gölgede bırakan o dönemin en iyi vezirlerinden biri olan âAmenemtahâ ülkenin yönetimini eline geçirmiş ve 12. Sülale'yi kurmuştur.
12.Sülale Devri Mısır için II. büyük parlak dönemi ifade etmektedir. Çoğu âAmenemtahâ ve âSenustretâ adını taşıyan bu sülale kralları, güçlü ve başarılı krallardır. Özellikle 1.Amenemtah döneminde Mısır'da uzun yıllardan beri devam eden kıtlık büyük bir şans eseri Nil nehrinin taşmasıyla sona ermiş, bu sayede Mısır büyük bir bolluk ve berekete kavuşmuştur. Bu dönemde Bedevi'lere karşı savaşılmış ve Mısır topraklarına girmelerini engellemek için Nil vadisinin doğusuna sınır boyunca bir duvar inşa edilmiştir. Daha sonra oğlu I.Senustret'i tahta ortak eden I.Amenemtah ülkeyi 10 yıl birlikte yönetmişlerdir. I.Senustret kuzeyde Libyalı'lara karşı savaşmış, isyan hareketlerini önlemiş, Nubya'ya bir sefer düzenleyerek burdaki kabileleri yenmiş, Halfa'da II.Şelale yakınlarında bir kitabe diktirmiştir. Burada bulunan zengin altın madenlerini işleterek Mısır ekonomisini iyice zenginleştirmiştir. Yerine geçen oğlu II.Senustret Mısır'daki idareyi devraldıktan sonra Sudan'da başlayan isyanı önlemek amacıyla Nil vadisinin batısında ve I.Şelale yakınlarında bir savunma duvarı inşa ettirmiştir. Gelecek olan saldırıları engellemek amacıyla bir takım askeri tesisler kurdurmuş, bu tesislerin kalıntıları günümüze kadar ulaşmayı başarmıştır. Daha sonra tahta geçen III.Senustret bu sülalenin en güçlü kralı olmuştur. Daha sonrada tanrı mertebesine yükseltilmiştir. Kral'ın ilk olarak yaptığı icraat 4 büyük sefer sonrasında Sudan'ı tamamiyle ele geçirmek olmuş ve Mısır topraklarını II.Şelaleye kadar geniletmiştir. Doğu Afrika ve Afrika kıyılarına seferler düzenlemiştir. Yaptığı seferlerden sonra bu bölgedeki ülkelerle ticari ilişkiler kurmayı başarmıştır. Sonuçta Mısır'ın doğu sınırı güvenlik altına alınmıştır. Ele geçirilen madenler işletilmiştir. Mısır'ın refah seviyesi dahada yükseltilmiştir. Bu sülalenin son kralı III.Amenemtah'tır. Onun döneminde Mısır ekonomisi için bazı tesisler kurulmuş, Nil ırmağından alınan suyun biriktirilmesiyle Fayum bölgesinde bugün Meirs göleti olarak bilinen gölet inşa edilmiştir. III.Amenemtah bir kral olmasının yanı sıra diktirdiği anıtlar ve yaptığı inşa faliyetleriyle o devrin en iyi mühendislerinden olduğu ortaya çıkmaktadır. Yine onun döneminde Mısır toprakları III.Şelale'ye kadar genişletilmiştir. Sima'daki zengin bakır madenleride ekonomiye kazandırılmıştır. 12.Sülale döneminde Mısır'ın ticari faaliyetlerine Suriye ve Filistin'de de raslanılmaktadır. Yine bu dönemde Ön Asya'ya bazı seferlerin yapıldığı Mısır kayıtlarında yer almaktadır. Kralın Asya kavimlerini ezer bir şekilde tasvir edilmesi Mısır'ın kazandığı başarılara bir işarettir. Bunun yanı sıra Kıbrıs, Yunanistan, İtalya ve Girit'le doğrudan ticari bağlar kurulmuş ve ekonomik ilişki içerisine girilmiştir. İçte kudretli ve düzenli bir yönetim kuran, dışta ise Mısır'ın sınırlarını güneyde Sudan, kuzeyde Suriye ve Filistin bölgelerine kadar genişleten 12.Sülale krallarının dönemi, sonraki dönemlerde Mısır'ın klasik kültür ve krallık dönemi olarak kabul edilecektir.
13. ve 14. Sülale'ler:
12.Sülale'nin büyük ve başarılı krallarından sonra 13. ve 14. sülale kralları Mısır'da meydana gelen ayaklanmalara ve parçalanmalara karşı koyamamışlar ve isyanlar neticesi Mısır birliği bozulmuştur. Yine bu dönem için tarihi bölgeler yok denecek kadar azdır. M.Ö.II.binin ilk yarısında Mısır Devleti kendi içinde parçalanmış bir durumdayken deltanın doğu yönünden bir istilaya uğramıştır. Tarihçi Monetto bu istilacıların Hyksoslar olduğunu belirtmiştir. M.Ö.II.binyılın Ön Asya dünyası birçok kavimler hareketine sahne olmuştur. Bu kaynaşmalar neticesinde Mısır'ın kuzeydoğu kesimi istilaya uğramıştır ve M.Ö. 17.yy'da yaklaşık bir asır devam edecek olan bir yabancı hakimiyeti başlamıştır. Söz konusu yabancı hakimiyeti kökeni konusunda bir çok görüş ileri sürülmüştür. Yeni imparatorluk döneminde kraliçe Hacepsut'a ait Ben-i Hasan bölgesindeki bir anıt bunları Suriye'li olarak niteler. Yani Sami kavimler olarak belirtir. Monetto'nun tarihinde ise âdoğudan gelen meçhul bir ırkâ olarak belirtilmişlerdir. Son araştırmalar ışığında bu kavmin Samilere, Elamlılara, Hattilere ve Mitannilere dayandığı görülmektedir. Hyksoslar'ı Önasya'ya yerleşen kavimlerden Hurrilerle akraba oldukları Suriye ve Filistin yoluyla güneye doğru yaptıkları akınlarda burada bulundukları sanılan Samilerle karışmış oldukları düşünülmüştür ki bunun sonucunda M.Ö. 1.binyılın ilk yarısında Ön Asya dünyasında meydana gelen kavimler hareketinin sonucu olarak; Hyksoslar Mısır'ı istila edip, Mısır'a 1 asır kadar hakim olmuşlardır. Önceleri Mısır'ın delta bölgesine yerleşen Hyksoslar, Mısır'ın iç karışıklığından faydalanarak M.Ö.17.yy'ın sonlarına doğru yönetimi ele geçirmişler ve 15 ile 16. Sülale'leri kurmuşlardır. Bu dönemden belgeler halen oldukça azdır. Zira Hyksos döneminden sonra onlardan geriye kalan herşey Mısırlılarca yok edilmiştir. Monetto'nun kitabından alıntı yapmış olan Josephus'un vermiş olduğu bilgiler günümüze kalan en önemli verilerdir. Buna göre: â13.Sülale krallarından Diomedes zamanında bilinmeyen nedenlerden dolayı tanrısal felaketler üzerimizde esmeye başladı ve sonucu olarak birdenbire yabancı ırktan olan bir halk doğudan gelerek savaşmaksızın ve hiçbir zorlukla karşılaşmadan ülkemize ele geçirme cesaretinde bulundular. Bunlar mahalli idarecileri tutuklayıp, şehirleri yakıp, tapınakları yıktılar. Halka büyük işkence yaparak çoğunu öldürdüler. Kadınları ve çocukları tutsak aldılar. Sonunda Salitis adlı birini kendilerine kral yapıp Mısır'ın başına geçirdiler. Bu kişi eyaletlerden topladığı vergilerle doğu duvarını güçlendirerek, askeri tesisler kurarak Mısır'ı Assurlu'lara karşı korumuştur. Kral Salitis Avaris şehrini yeniden kurmuş, duvarlarını güçlendirmiş, kenti korumak için 24 bin kişiye yakın bir birlik oluşturmuştur. Kendisi bu şehre toplanan vergileri almak, ücretleri ödemek ve askeri tatbikatlar yapmak için geliyordu. Bu tatbikatları yapmanın amacı düşmanların gözünü korkutmaktı. Bu kavme Hyksos denirdi.â Daha sonra Josephus şunları söylemektedir: âHyksos kralları Mısır'ın efendileri oldular ancak Teb ve Mısır kralları (soyluları) bu çoban krallarla uzun ve çetin bir savaşa girerek Mısır'ı kurtardılar.â Yukarıda verilen tarihi bilgiler 4 asırlık bir fazlalığın dışında diğer belgelerle uyum içindedir. Ayrıca Monetto'nun Hyksos anlamı için verdiği bilgi pek doğru değildir. Hyksos'un anlamı göçebe çoban olmayıp âyabancı ülkeâ anlamındadır.
15.Sülale:
Önceleri Mısır Tanrılarını ve bütün Nil Vadisi ahalisini düşman olarak benimseyen âHyksosâlar, M.Ö. 1680-1580 yılları arasında Mısır'da hakimiyet kurdular. 15. Sülale'yi kurarak, âAvarisâ şehrini başkentleri yaptılar. Ancak Kral Salitis'in siyasi merkezi Memfis şehri idi. Anlamı; âŞu ülkeleri kucaklayan yada yabancı ülke kralı olanâ âHiyanâ Hyksoslar'ın en güçlü kralı olarak bilinir. Bu kral döneminden Güney Mısır haricinde tüm Mısır'a egemen olmuşlardır. Bu bakımdan Hyksoslar lehine örgütlenen Mısır'ın yerli prensleri Güney Mısır'da toplanmışlardır. Kendi aralarında â17. Sülale'yi kuran bu prensler, Hyksoslarla kanlı mücadelelere girişmiştir. Bu çatışmalar papirüslerle yazıya dökülmüştür. Hyksoslar Mısır'da hakim olduğu sürede, Mısır dilinin ve kültürünün etkisine girdiler. Diğer yandan teknik açıdan katkıda bulundular. Hyksos savaşçıları, bronzdan yapılmış düz kılıç, eğri kama, geniş ve uzun uçlu mızrak gibi savaş silahları kullanıyorlardı. Bununla beraber, silahların az bir miktarı çok dayanıklı bir maden olan demirden, Hyksos silahlarının karşısında bakır ve çakmak taşından olan ok uçları ve baltalar oldukça yeterssiz kalıyordu. Hyksoslar'ın hızla getirdiği diğer bir yenilik ise atın savaş arabalarına koşulmasıydı. Bu sistem daha önceleri Mısır'da bilinmiyordu. Nitekim Mısır'ın kısa sürede istila edilmesi, bu dayanıklı ve yeni savaş silahlarının sayesinde olmuştur. Bu yenilikleri Mısır'a getiren Hyksoslar, bunların karşılığında, Mısır kültürünün etkisi altında kalarak Mısır Tanrılarını kendi tanrılarından üstün tutmaya başlamışlardır. Güney Mısır'da Hyksoslar'a karşı mücadele eden Mısırlı'lar, Theb Krallarının çevresinde toplanarak, Hyksosları Mısır'dan kovmak için yerli halkı kışkırtmaya ve onların desteğini almaya çabalamaktaydılar. G.Mısır prenslerinden âSekerneseâ zamanında şiddetlenen çarpışmalar sonucu âKral Kamesâ ilk galibiyetini elde etmiştir. Kames'in kardeşi ve halefi olan âAhmerâ döneminde ise kesin başarıya ulaşılmıştır. Bu kral zamanında Hyksos başkenti âAvarisâ zaptedilmiş, Hyksos egemenliğine son verilmiştir. Bu olayı Ahmer döneminde yaşamış, G.Mısırlı bir denizcinin mezarından elde edilen kayıtlardan öğrenmekteyiz.
III.Amenefis:
(M.Ö. 1413-1377) 36 yıllık saltanat döneminde Mısır'da barış hüküm sürmüştür. Bu dönem süresince yanlızca bir defa Güney Mısır'daki Kus bölgesine sefer düzenlemiştir. Barış döneminde Mısır'ın komşuları üzerindeki etkisi azalmıştı. Bu dönemdeki yazışmalara dair en fazla bulguyu Orta Mısır Bölgesinde yer alan âTell el-Amarnaâ yerleşim yerinden elde edilmiştir. Amarna arşivinde o dönemin diplomasi dili olan âAkadçaâ yazılmış, yüzlerce çivi yazılı tablet ele geçirilmiştir. Bunların büyük bir kısmı, Mısır kralı III.Amenefis ile Ön Asya Krallıkları arasında olan yazışmalardır. (Babil,Asur,Mitanni gibi)
IV.Amenefis:
(M.Ö. 1377-1358) Mısır Kralları arasında Din ve Sanat içerisinde önemli bir yere sahiptir. IV.Amenefis devletin merkezini krallığının altıncı yılında âThebâ şehrinden âAmarnaâ ya getirmiştir. Amarna'nın Mısır dilindeki anlamı âGüneş Tanrı Aton'un ufkuâ dur. IV.Amenefis'in herhangi askeri başarısı bilinmemektedir. Ancak bir kaç defa Suriye'ye sefer yaptığı düşünülmektedir. Bunun sebebi Hitit Devleti'nin Güney Suriye'ye doğru genişlemiş olması ve Suriye ile Filistin eyaletlerinin, Mısır'ın elinden çıkmış olması gösterilebilir. Amarna arşivlerinden elde edilen bilgilere göre IV.Amenefis Kıbrıs, Suriye ve Filistin'deki yerli prens ve krallara yaptığı yazışmalar ve bunların içeriği açıklığa kavuşmuştur. Bunun yanı sıra söz konusu kral biri din, diğeri sanat alanında olmak üzere iki önemli reform yapmıştır. IV.Amenefis Güneş Tanrısı âRAâ yı en yüksek mertebeye çıkararak, bir çeşit tek tanrılı din kurmuştur. Bu dönemde Mısır'daki diğer tanrıların, krala göre bir önemi kalmamıştır. âKornakâta RA için yeni tapınaklar inşa edilmiştir. Bu yeni tapınaklara âGüneş Kursuâ anlamına gelen, ATON adını vermiştir. Yine bu devirde diğer Mısır şehirlerinde de Güneş Tanrısı adına da Tapınaklar yaptırmıştır. IV.Amenefis'in eşi âNefertitiâ nin bu reformlar üzerinde oldukça büyük etkisi olmuştur. Nefertiti bir Mitanni Prensesi idi. Mitanni Kralı âTuşrattaâ ile Mısır Kralı IV.Amenefis arasında, bu prensesin Mısır'a gönderilmesi için birçok mektuplaşma yapılmıştır. Tek tanrılı din reformu, Mısır'da uzun süre tutunamamış, özellikle rahipler tarafından büyük bir tepkiyle karşılanmıştır. Nitekim kralın ölümünden sonra bu din reformu tamamiyle terk edilmiş, Mısır'ın geleneksel (çok tanrılı) dinine geri dönülmüştür.
Sanat Reformu:
Mısır'da çok eski zamanlardan beri belirli kurallarla uygulanan geleneksel sanat tipi mevcuttur. Sanatçı herhangi bir konuyu olduğu gibi ve gerçek yönleriyle değil zihninde tasarladığı ve idealize ettiği ölçülere göre yapardı. Bundan dolayı bütün Mısır Krallarının resimleri birbirine benzemekteydi. Ancak IV.Amenefis'ten itibaren gerçekçiliğe eğilim başladı. Bu akım gerek heykel ve kabartma sanatında, gerekse el sanatlarında, yaygın olarak, kullanılmaya başlandı. IV.Amenefis'in ölümünden sonra erkek çocuğu olmadığı için damatları arasında taht kavgası başladı. Bu yüzden kraliçe Nefertiti, Hitit kralına başvurarak, oğlullarından birini kendine eş olarak istedi. Bu dönemde Suriye seferinden dönmüş olan âŞuppiluliummaâ (Kutsal Su) böyle haberin geldiğini öğrenince Mısır'a bir oğlunu göndermiştir. Bu olayın doğruluğunu Boğazköy'de yapılan kazılarda bulunan, çivi yazılı belgelerden öğrenmekteyiz. Ancak bu dönemde Mısır'da IV.Amenefis'in din reformuna karşı büyük isyanlar baş gösterdi. Büyük bir ihtimalle bu isyanlar sırasında, Mısır'a gelen Hitit Prensi de öldürülmüş olmalıdır. IV.Amenefis'in 3.kızıyla evli olan âTutankamonâ tahta çıkarak isyanları bastırdı. İdareyi eline geçirdi. Tutankamon, M.Ö. 1358-1352 yılları arasında, yaklaşık 6 yıl hüküm sürmüştür. Hüküm sürdüğü süre zarfında iç isyanları bastırarak ülkede huzuru sağlamaya çalışmıştır. Hükümet merkezi yine âThebâ şehrine taşınmıştır. Komşularla yapılan ticaret geliştirilmiştir. Nitekim bu zenginliğin işareti olarak, 1920'li yılların ortalarında soyulmamış olarak keşfedilen Tutankamon'un mezarı oldukça iyi bilgiler vermektedir. Tutankamon öldükten sonra âAiâ(ay) adlı kişi tahta geçmiştir. M.Ö. 1349-1345 önemli bir kişiliğe sahip olduğunu anlıyoruz. Ancak asıl güç bu dönemin önemli komutanlarından olan âHaremhebâ isimli kişinin elinde toplanmıştır. Bu kişi 19.sülaleyi kuran kişidir. Önceleri parlak bir devre sahip olan ve yaklaşık 225 yıl hüküm süren 18. sülale iç karışıklıklarla sona doğru yaklaşmış ve yaklaşık M.Ö. 1345 tarihinde sona ermiştir.
19.Sülale:
II. Ramses: M.Ö. 1301-1234
I.Sethos'un oğlu olan II. Ramses döneminde, Mısır ile Anadolu arasındaki ilişkiler doruk noktasına ulaşmıştır. 16 yaşında tahta geçen II. Ramses enerjik ve kendine güveni olan bir kişiliğe sahipti. Tahta geçtikten sonra Zenncilerle, Libya ve Sardaniler ile savaşmıştır. Ancak II.Ramses döneminin en önemli savaşı, Hitit krallığı ile yaptığı Kadeş Savaşı'dır. Nitekim bu kral Hititlere karşı yapacağı savaşa hazırlık olmak üzere, tahta geçişinin 4.yılında Suriye üzerine yürümüş ve birçok başarı elde etmiştir. Kadeş Savaşı hakkında Hitit yazılı belgeleri antlaşma dışında herhangi bir bilgi vermezler. Yalnız Hitit Kralı III. Hattuşili, "Kardeşim muwattalliş mısır seferine çıktığında, savaşlıları Mısır Ülkesine kardeşimin seferine götürdüm." gibi iki satırlık bir bilgi vermektedir. Buna karşılık Mısır'da Karnak, Lukso ve Abu Simbel'deki tapınakların duvar resimlerinde tek taraflı bir bilgiye rastlamaktayız. Mısır kaynakları Hititleri Kadeş Savaşı'nda yenilgiye uğramış göstermektedir. Oysa gerçek durumun Mısırlıların anlattığı gibi olmadığı anlaşılmaktadır. Bu sıralarda Hitit tahtında Muvattalliş bulunmaktaydı. Yapılan son araştırmalar, Kadeş Savaşı'nın 1285 yılında yapıldığını ortaya koymuştur. Her iki ordunun da kuvvet yönünden birbirine eşit olduğu sanılmaktadır. Mısır kaynaklarına göre Hitit ordusunda 3500 arabalı ve 1700 yaya asker bulunmaktaydı. Yine bir çok araştırıcının iddia ettiği gibi, Hitit ordusunda metalden yapılmış silahların daha çok kullanılması, hititlere büyük bir avantaj sağlamıştır. Şafak vakti ani bir hücum ile Mısır ordusunun yan taraftan vuran Hititler galip durumda iken yağmaya başlamışlar ve Mısırlılara bu suretle kendilerini toparlama fırsatı vermişler. Bir süre sonra her iki ordunun da kesin bir sonuç almadan geri çekilmesi ve antlaşma durumunun ortaya çıkması, Mısırlıların kaydettiği gibi Hititlerin yenilgiye uğramadığını göstermektedir. Örneğin savaştan sonra da Hitit ordusu güneyde Şam'a kadar uzanan bölgeyi yakıp yıkmış ve burada bulunan mahalli prenslikler tekrar Hititlerin egemenliği altına girmiştir. Ayrıca kısa bir süre sonra Kadeş Barış Antlaşması'nın her iki taraf arasında eşit bir şekilde imzalanmış olması, Hitit ordusunun yenilmediğini doğrulamaktadır. Kader Barış Antlaşması'nın imzalanmasına neden olan bir başka önemli olay da şudur; Bu sıralarda Assur Devleti'nin başında I. Salmnassar bulunmaktaydı. Onun döneminde Assur Krallığı çok genişlemiş ve Anadolu'nun Güneydoğu Bölgesi'nde bulunan Mitanni Krallığı'nı egemenliği altına almıştı. Böylece Assur Krallığı Önasya'da Hititler ve Mısırlılar için çok büyük bir tehlike olmaya başlamıştı. Özellikle Assur Krallığı'nın Akdeniz'e açılma isteğinin ortaya çıkması, Hitit Krallığı ile Mısırlıları bir barış antlaşması yapmaya zorlamıştır.
Hitit tahtında bu sıralarda III. Hattuşili, Mısır tahtında ise yine II. Ramses bulunmaktaydı. Bu iki kral döneminde yapılan antlaşma, tarihte iki devlet arasında yapılan en eski yazılı antlaşmadır. Antlaşma metni o zamanın diplomasi dili olan Akkadça ile yapılmış ve bunun bir tercümesi de Mısır hiyeroglif yazısı ile Karnak ve Abu Simbel'deki tapınakların duvarlarına kazınmıştır. Ancak Akkadça metinler tabler üzerine yazıldığı belirtilmişse de, bugüne değin gümüş tabletler ortaya çıkarılamamıştır. Ancak Hitit krallığı'nın devlet merkezi olan Hattuşaş'da ortaya çıkarılan ve günümüzde İstanbul Arkeoloji Müzesi'nde sergilenen kilden yapılmış iki tablet züerinde, antlaşmanın bir metni bulunmuştur. Antlaşmayı Hititler tarafından Kral III: Hattuşili ve Kraliçe Puduhepa, Mısır tarafından da II. Ramses imzalamıştır. Antlaşmanın en önemli maddeleri şunlardır:
1. Her iki devlet de birbirini büyük devlet olarak kabul edecekti. 2. Fırat Irmağı'ndan Akdeniz'e kadar uzanan bölge Hitit egemenliğine terk edilecek, Güney suriye ise Mısır'a bırakılacaktı. 3. Suriye'deki Hitit ve Mısır sınırlarının hiçbir saldıraya uğramayacağı konusunda iki devlet de güvence verecekti. 4. Antlaşmayı imzalayan taraflardan herhangi biri, düşman saldırısına uğradığı takdirde, birbirinin yardımına koşacaklardı ve evrensel bir barış olacaktı. 5. Siyasi suçlular ve iltica eden hainler, istenildiği takdirde karşılıklı olarak iade edilecekti. 6. Hitit veya Mısır'da çıkan iç isyanın bastırılmasında, karşılıklı olarak her iki devlet birbirine yardım edecekti. 7. III. Hattuşili'nin kızı II.Ramses'e eş olarak gönderilecekti.
Antlaşmayı yapan III. Hattuşili ve II.Ramses birbirlerini kardeş saymaktaydı. Yalnız antlaşma yapan taraflar değil, Hattuşili ve Ramses'in çocukları da bu barış ortamı içinde kardeş olmuşlardır. Bu sonsuz kardeşlik ve barış antlaşması ile Hitit-Mısır ilişkileri bir daha hiç bir zaman bozulmamıştır.
19. Sülalenin son kralı I. Merneptah (M.Ö. 1234-1220) döneminde Mısır gerilemeye başlamıştır. Niteki 1227 yılında Libyalılar batıdan Mısır'a karşı saldırıya geçmişlerdir. Merneptah'tan sonra Mısır'da iç karışıklıklar başlamıştır. Hiçbir önemli siyasi gücü olmayan üç kral daha başa geçmiştir. Çıkan isyanlar sonucunda 19. sülale M.Ö. 1200 yıllarına doğru ortadan kaldırılmıştır.
20. SÜLALE (M.Ö. 1200-1085): Mısır'ın Gerileme Devri
Mısır tarihinde 20. sülaleye ait 10 kral vardır. Ancak bu sülale Mısır için bir gerileme döneminin başlangıcı olmuştur. 20. Sülalenin en önemli kralı III.Ramses'tir. Habu'da bulunan mezer tapınağının duvarlarına, kendi döneminin siyasi olaylarını canlı bir şekilde tasvir ettirmiştir.
III. Ramses batıda Libya ve onun müttefiklerine karşı savaşmış, bunların Memfis'e karşı düzenledikleri seferleri geri püskürtmüştür. Ancak savaş yoluyla Mısır'a giremeyen Libyalılar, daha sonra barış yoluyla Mısır topraklarına yavaş yavaş sızarak iki asır sonra Mısır yönetiminde söz sahibi olmuşlardır. Anadolu ve Kıbrıs'ı istila eden "Deniz Kavimleri", Suriye topraklarına girerek Mısır'ı hem karadan, hem de denizden tehdit etmeye başlamışlardır. Deniz kavimleri arasında, Akalar, Danlar, Lucalar (Lidyalılar), Şakalaşlar, Zakkariler, Turşalar, ve Filistler bulunmaktadır. Karadan ve denizden Mısır'a hücum eden Deniz Kavimleri, ilk kez III. Ramses tarafından yenilgiye uğratılarak geri püskürtülmüştür. Orta Anadolu Bölgesi'nde Hattuşaş (Boğazköy) ve Kuzey Suriye'de Ugarit (Ras Şamra) yazılı belgelerinin sustuğu bu dönemde, ne olup bittiği konusunda yalnızca III. Ramses'in şu sözleri açık bir şekilde bilgi vermektedir:
"Birdenbire devletler yıkılıp dağıldılar. Hiçbir ülke onların, yani Deniz Kavimleri'nin silahları karşısında dayanamadı. Hatti (Hitit), Kizzuwatna (Kilikya'nın batısı), Kargamış, Arzava (Göller Bölgesi) ve Alaş (Kıbrıs) büyük bir ateş ve kasırga cehennemi esmişçesine yerle bir edildiler."
Yine III.Ramses'in yazdıklarına göre, yalnızca kendisi denizden gemiler ile ve karadan da kağnılarla büyük kafileler halinde gelen bu insan sürüsünü durdurmuş ve Mısır topraklarına girmeden geri püskürtmüştür. Ayrıca yapılan deniz savaşları da Habu'daki tapınağın duvarlarına canlı bir şekilde tasvir edilmiştir. Yalnızca Zakkariler ve Filistler günümüzde Filistin olarak tanınan bölgeye yerleşerek adlarını vermişlerdir.
III.Ramses döneminde Mısır son refah dönemlerinden birini yaşamıştır. Fakat bu dönem uzun sürmemiştir. III. Ramses'ten sonra gelen 8 kral döneminde Mısır günden güne zayıflayarak Eski Önasya Dünyası'ında önemini kaybetmiştir. Sık sık çıkan isyanlarda, Mısır topraklarına sızarak yerleşen Libyalıların çok büyük bir etkisi olmuştur. Sonunda rahipler yönetiminde büyük ölçüde söz sahibi olmaya başlamışlardır.
DENİZ KAVİMLERİNİN GÖÇÜ VE ANADOLUYA DOÄURDUÄU ETKİLER
Suriye ve Filistin'i koruyan ve Mısır'a karşı ise bir baraj vazifesini gören Hitit Krallığı yaklaşık M.Ö. 1190 yılında denizden ve Balkanlar üzerinden gelerek boğazları geçip karadan Anadolu içlerine ilerleyen büyük bir göçebe topluluğu tarafından yıkılmıştır. Bu göçebe topluluğu hem denizden ve hem de karadan gelmesine rağmen "Deniz Kavimleri" olarak isimlendirilmiştir. Mısır Krallığı'nın Asya'daki son eyaleti olan "Kuzey Suriye", Hitit Krallığı'nın ortadan kalkması ile büyük tehlikelere açık olmuş ve özellikle deniz kavimlerinin saldırısından kaçan Luwi, Hitit ve çeşitli toplulukların yerleşmesine sahne olmuştur.
Anadolu'nun Siyasi tablosunu değiştiren Deniz Kavimleri, aynı zamanda Anadolu'da Demir Çağı'nın başlamasına ve demir metalurji tekniğinin yaygınlaşmasına da neden olmuştur. Çünkü daha önce Anadolu'da demir madenciliği ve ticareti Hitit Krallığı'nın elinde bulunmaktaydı. örneğin Hitit Kralı III. Hattuşuli'nin bir mektubundan öğrendiğimize göre, Assur kralına demirden yapılmış silahlar göndermektedir.
Hitit Krallığı'nın yıkılmasından sonra, Orta Anadolu Bölgesi'nde başkent Gordion (Polatlı yakınlarında) olmak üzere Frig devleti kurulmuştur. Orta Karadeniz Bölgesi'ndeki zengin bakır yataklarını işleten Frigler, tunçtan (bronzdan) yaptıkları çeşitli eşya ve silahları ile ün kazanmışlardır. Batı Anadolu'da ise başkentliğini bugünkü Salihli yakınında yer alan Sardes'in yaptığı Lidya Krallığı kurulmuştur. Görkemli Tumolos (bugünkü Bozdağ) Dağı'ndan çıkarak başkent Sardes'e akan eski Paktalos Çayı, aynı zamanda doğal olarak bulunan altın parçalarını da beraberinde sürükleyerek getirmiştir. Bu altınlardan dolayı zenginliği ile ün yapan ve efsanelere konu olan Lidya Krallığı, aynı zamanda altından ve elektrondan bastırmış olduğu madeni paraları ile dünyada ilk kez parayı keşfeden krallık olmuştur. Frig ve Lidya krallığı aynı zamanda Anadolu'da çok sayıda tümülüste inşa etmiştir. kral ve kral soyuncan soylulara ait olan bu görkemli tümülüsler, Anadolu'nun tipik piramitlerini oluşturmaktadır. Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde ise, Geç Hitit ve prenslikleri ortaya çıkmıştır. Bu prensliklerin politik, ekonomik ve kültürel yönden en güçlü olanları Malatya (eski adıyla Meliddum; bal şehri), Zincirli ve Kargamış'ta kurulan prensliklerdir. Güney büyük Assur Krallığı'na, doğuda ise Urartu Krallığı'na vergi veren bu prenslikler, hem Anadolu'daki maden üretimini, hem de ünlü Kuzey Suriye ticaretini doğu ile batı kültürleri arasında devam ettirmişlerdir. M.Ö. I. binyıl başlarında Van Bölgesi'nde kurulan Urartu Krallığı ise, tüm Doğu Anadolu, Transkafkasya ve Kuzeybatı İran bölgesini egemenliği altına alarak üç asır boyunca Anadolu'nun bir başka görkemli uygarlığını oluşturmuştur. Başkentliğini bugünkü Van Ovası'nda Tuşpa (yani Van Kalesi) ve Rusahinili'nin (bugünkü Van Ovası'nda Toprakkale) yaptığı Urartular kendilerine Bianlı demekteydiler. Bugünkü Van adı da Bian sözcüğünden türemiştir. Urartu adı ise bu topluluğun düşmanı olan Assurlular tarafından verilmiştir. Urartu Krallığı hemen herşey önce dünyanın en büyük madenci toplumudur. Ayrıca kurmuş olduğu sokak ve caddeleri birbirini dik kesen ızgara planlı modern kentleri, askeri ve ticaret yolları ile dikkati çekmektedir. Ancak Urartu Krallığı'nın bir başka önemli özelliği ise Anadolu'nun en gelişmiş Hidrolik uygarlığı olmasıdır. O dönemde kurulan baraj, gölet ve sulama kanalları, 3 bin yıldan beri günümüze kadar kesintisiz olarak çalışmaktadır. Bundan dolayı ne Anadolu'da, ne de dünyada böyle bir özelliğe sahip başka bir uygarlığa rastlamamaktayız.
22.-23. SÜLALER (M.Ö. 950-730)
Mısır tarihinde yaklaşık olarak 200 yıllık bir dönemi kapsayan bu devreye "Libyalı Krallar Dönemi" denir. Bu sülale Tanis şehrinin güneyinde Bubastis şehrini merkez olarak seçtiği için 23. sülaleye Bubastidler de denir. Güneyde thep şehrinde ise uzun bir süreden beri teokratik bir başka yönetim ortaya çıktığını görüyoruz. 22. sülalenin kralı I. Şoşent Theb şehrindeki eski Rahip ailesini ortadan kaldırarak güneyi kuzey kısma bağlamayı başarmıştır. I.Şoşent devrinde Önasya kıtasında Assur hakimiyetinin günden güne genişlediğini görmekteyiz.
3 kralın hüküm sürdüğü 2.3 sülale ise önemsiz bir dönemdir. Yalnız bu sülale döneminde Nubya'da Napata adlı şehirde yeni bir yönetim kurulmuştur. Bu devletin kurucuları olan rahipler, kendilerini daha önceki Teokratik Theb şehir devletinin bir devamı saymışlardır. M.Ö. 750 yılında Napata kralı Theb şehrini zaptederek kuzeydeki Libya egemenliğine son vermiştir.
25. SÜLALE VE ASSUR İSTİLASI (M.Ö. 715-663)
Bu sülaleye Nubyalı Krallar devri adı da verilir ve Assur egemenliğinin Önasya'da çok genişlediği bir döneme rastlar. Bu dönemin krallarından Şabaka, Assur Kralı II. Sardon ile dost geçinmeyi başarmıştır. Oğlu Şabataka döneminde ise, yönetim Taharka adında birinin eline geçmiştir. Assur Kralı Sanherib'in amacı Filistin'i ele geçirmekti. Bazı şehirleri zaptettikten sonra Kudüs'ü kuşatan Sanherib'in ordusunda veba salgını başlamış ve ordu Filistin'den geri çekilmek zorunda kalmıştır. Daha sonra Assur'da çıkan isyanlar sonucunda Sanherid oğulları tarafından öldürülmüştür.
Taharka, Kuzey Suriye'nin önemini çok iyi bildiğinden Filistin ve Suriye'de Assur'a karşı sürekli isyanlar çıkarttırmıştır. Bu isyanları bastırmak için Assur kralı Assarhaddon Mısır üzerine yürümüştür. M.Ö. 671 yılında Mısır ile Assur arasında ilk kez karşılaşma olmuştur. Assrhaddon ordusu ile Sina Çölü'nü geçerek Mısır topraklarına girmiş ve Memfis'i ele geçirmiştir. Taharka'nın oğulları, kızları, haremi ve tüm hazinesi Assurlular tarafından ele geçirilmiştir. Böyle Assarhaddon Mısır'ı Habeşli sülaleden kurtarmış ve tüm Delta Bölgesi Assur egemenliğine girmiştir.
Ancak bu karışıklık içinde Taharka kaçarak Güney Mısır'a sığınmıştır. Yalnız güneyde Theb şehrinde bulunan prensler Assur Krallığı'ndan çekindikleri için, Assahaddon'a vergi vermişlerdir. Güney Mısır'a Assur orduları girmediği halde Amon şehri de assur egemenliğini tanımıştır. Assur kralının bugünkü Türk-Suriye sınırı yakınlarındaki Zincirli'de bulunan kabartmalarında, Taharka'nın Assur Kralının karşısında diz çökmüş yalvarır bir durumda tasvir ettirdiği görülmektedir. Oysa Taharka Assur egemenliğini kabul etmemiş ve Assur orduları ülkelerine geri döndüğünde, yerli prensleri Assur aleyhine ayaklandırarak, M.Ö. 669 yılında Memfis şehrini yeniden zaptetmiştir. Bunun üzerine Assur kralı Assarhaddon Mısır eyaletini yeniden kurtarmak için, yeni bir sefere çıkmışsa da yolda hastalanarak ölmüştür. Bunun sonucunda Taharka 3 yıl daha Mısır'a hakim olmuştur.
Ancak Assur tahtına geçen Assarhaddon'un oğlu Assurbanipal M.Ö. 666 yılında büyük bir orduyu Mısır'a göndererek Memfis şehrini zaptetmiştir. Taharka ise yeniden güneyde bulunan Theb şehrine kaçmıştır. Delta'da bulunan mahalli prenslikler Taharka'nın teşviki ile isyan etmişlerse de, Assurbanipal yeni kuvvetler göndererek, bunları itaat altına almıştır. İsyancı prensler de sürülerek Assur başkendi Ninive'ye gönderilmiştir. Assur orduları güneydeki Theb şehrine kadar sefer düzenlemişlerse de herhangi bir başarı elde edememişlerdir. Tüm bu savaşlara rağmen, Taharka'nın M.Ö. 664 yılındaki ölümüne kadar Theb şehrinde kral olarak kaldığı anlaşılmaktadır. Yerine Şabaka'nın oğlu Tenktamon adında ki yeğeni tahta varis olmuştur. Ancak Assurluların yaptığı seferler sonunda Tenktamon Mısır'ı terketmek zorunda kalmıştır. Böyle Habeş (Nubya) hakimiyeti Mısır'da kesin olarak son bulmuştur.
26. SÜLALE (M.Ö. 663-525)
Assur egemenliğine karşı diğer prenslikleri kendi içersinde toplayan I. Psamatik (M.Ö. 663-639), Kuzey Delta'da Sais şehrinde yeniden birlik kurmuştur. Bundan dolayı bu döneme "Sais Devri" denir.
Mısır'ı tümüyle Assur egemenliğinden kurtarmak üzere harekete geçen ve dış ülkelerden destek arayan I.Psamatik, Anadolu'da Lydia Devleti Kralı Giges'ten yardım almıştır. Giges'in deniz yoluyla gönderdiği ve Mısırlıların "Bronzlu Adamlar" dedikleri "Kar ve İon" askerleri, Sais kralı için çok büyük bir destek olmuşlardır. I. Psamatik bu ordu ile Assurluları Mısır'dan çıkarmış ve onları Filistin'e kadar takip ederek Aşdod kalesi'nde kuşatma altına almıştır. Tarihçi Herodot'un naklettiğine göre bu kale, ancak uzun yıllar sonra zaptedilebilmiştir. Psamatik özellikle M.Ö. 645 yılından sonra Mısır'ın tek hakimi durumuna geçmiştir. Bu tarihten sonra da Mısır bir restorasyon dönemine girmiştir. Sanat ve edebiyatta hep Eski imparatorluk dönemi eserleri örnek olarak alınmıştır.
Son kralı III. psamatik döneminde Mısır Önasya Dünyası'nda büyük başarılar sağlayan perslerin istilasına uğramıştır. M.Ö. 525 yılında Pers Kralı Kambyses, 26. sülaleyi tamamen ortadan kaldırılmıştır. Daha sonraki yıllarda Pers egemenliğine karşı Mısır Prensleri sık sık isyan çıkartmışlarsa da herhangi bir birlik ve başarı sağlayamamışlardır. Büyük iskender M.ö. 333 yılında Pers kralı III. Darius'u Issos yakınlarında mağlup edince, Mısır Makedonya hakimiyeti altına girmiş ve Eski Önasya Dünyası'nda artık siyasi bir güç olmaktan çıkmıştır. |