Unable to open in write mode '/var/www/vhosts/arkeo.org/httpdocs/plugins/system/jbackup/2008-08-30_09-21-24_jbackup.tar'
| Mısır Tarihi |
| ertunc tarafından yazıldı | |||||||||
| Pazar, 11 Kasım 2007 21:21 | |||||||||
Sayfa 1 > 7
Mısır bir Akdeniz ülkesidir. Bu ülke Akdeniz'de bulunmasına rağmen “Sima Yarımadası” yoluyla; Suriye ve Filistin'e bağlıdır. Mısır'dan geçen Nil nehri sularını Akdeniz'e boşaltmaktadır. Bu ırmağın, sağındaki ve solundaki verimli topraklar, Doğu ve Batı tarafında kayalık tepelerle çevrilmiştir. İnce ve uzun olan bu şerit kuzeye doğru genişlemekte, nehrin ağzında üçgen şeklini almaktadır. Bu bölge Yunan alfabesindeki 4 harfine benzediği için “Delta” adını almıştır. Delta kuzeye doğru açılan, Nil'in kolları tarafından sulanmaktadır. Günümüzde bile Kahire'nin güneyine yağmur düşmemektedir. Eğer her yıl Nil Nehri Temmuz'da başlayan, Ekim ile Kasım aylarında sona eren taşmalarla çevresindeki toprakları sulamasa, bütün Mısır bir çöl olurdu. Nil Nehri'nin Mısır'ın sosyo-ekonomik yaşamında oynadığı büyük rolü “Heredotos” kavramış, bu ülkeyi Nil'in bir armağanı olarak göstermiştir. Nil Vadisi'ni doğudan ve batıdan sınırlandıran çöl Mısır'ı her iki yönden gelecek saldırılara karşı korumaktadır. Bu ülkeye yanlızca güneyden ve kuzeyden girmek mümkündür. Güneydeki Yukarı Nil, eski çağlardan beri yoğun bir nüfusa sahip olduğun anlaşılan, “Nulgya”, sonraki zamanlarda “Punt”, günümüzde ise “Somali” adını taşıyan ülkenin bulunduğu bölgedir. Bu ülkenin Kızıl Deniz'e kıyıları bulunmaktadır. Kuzeyde ise genişleyen Nil Vadisi batıda Libya'ya, doğuda Ön Asya ülkelerine bağlıdır. Mısır'ın batısındaki topraklar fazla verimli olmadığından önemli yerleşim yerlerine sahip değildir. Bu yüzden batından gelecek olan saldırılar doğal bir engel olan Nil'in kollarıyla durdurulabilir. Ancak asıl tehlike kuzeydoğudan gelmesi olası saldırılardır. Mısır'ın doğusundaki Nil Deltası'ndan hemen sonra susuz ve çorak olan “Sina Yarımadası” uzanmaktadır. Bu yarımada üzerinden geçen Arabistan ve Filistin yolu oldukça kısa ve önemlidir. Bu yüzden çöl ve bozkırlarda hızlı hareket etmeye alışmış Ön Asya toplulukları büyük gruplar halinde bu yolu kullanarak, Mısır'a girebilmektedirler. Mısır'ın bir başka hassas noktası ise kuzeyindeki deniz kıyısıdır. Düz olan kuzey kıyısına çıkmak, Nil nehrinin kollarıyla deltanın içine kadar ilerlemek, denizci kavimler için güç olmamıştır. Ancak buna rağmen Mısır'da bir yönetim kurulduğu zaman saldırılara karşı savunmaları güçlü olmuştur. Mezopotamya'da olduğu gibi Mısır'da da insanların örgütlenmesindeki en büyük güç, Nil nehridir. Mısır insanları düzenli bir çalışma hayatı ile buradaki medeniyetin yükselmesi için gerekli ekonomik güce ulaşmıştır. ESKİ MISIR TARİHİ KAYNAKLARI Grekler ile Persler arasındaki savaşın nedenlerini araştıran Herodotos M.Ö. 450 yıllarında Mısır'a gitmiştir. Bu ülkede araştırma yapan yazar, kitabının 2. ve 3. kısımlarını Mısır'a ayırmıştır. Mısır Tarihi'nin kökenine ait bilgileri “Heliopolis, Teb, Menfis rahiplerinden toplamıştır. M.Ö. 332 yılında Büyük İskender'in Mısır'ı ele geçirmesinden sonra özellikle Grek tarihçiler için bu ülkede çalışmak daha rahat bir hale gelmiştir. Özellikle “Ptetomaios” döneminde Mısır tarihine büyük bir ilgi gösterilmiştir. Bu dönemdeki en önemli eser M.Ö. 3. yy'da “Monnetta'nın” yazdığı “Mısır Tarihi” dir. Monnetta'nın bu eserini “Diadaros” ( kendisi M.Ö. 60 ve 70 yıllarında Mısır'da bulunmuştur) kendi eserinde kopyalamıştır. M.Ö. 1.yy'da yaşayan Josephus da Monnetta'nın eserini günümüze taşıyanlardandır. Daha sonra Grek coğrafyacıları Mısır'la ilgilenmeye başlamışlardır. Örneğin Eretostanes Teb şehrindeki arşivden faydalanmıştır. Strabon M.S. 27 yılında Mısır'ı 1. şelaleye kadar gezmiş, “Coğrafya” eserinin 17. bölümünü Mısır'a ayırmıştır. 17.yy'ın ikinci yarısında, ünlü Türk gezgini “Evliya Çelebi” Mısır'ı ziyaret etmiştir. Kitabının son cildinde Mısır'ın gelenek-görenek, iklim ve tarihi eserleri hakkında oldukça ilginç bilgiler vermiştir. Herodot, Hiyeroglif yazısını kutsal işaretler olarak adlandırmıştır. 18.yy'ın sonlarına doğru ise Avrupa'da eski yazıların okunması için yoğun çalışmalarda bulunulmuştur. Özellikle 1822'de bulunan bir taş üzerinde Grekçe, Hiyeroglif ve genellikle o halkın kullandığı, “Demotik” yazıyla yazılmış bir metin sayesinde, Hiyeroglif yazı okunabilmiştir. Bunu çözen ilk bilim adamı Fransız dilbilimci “Jean-François Champollion” dur. M.Ö.5 ve 4.yy'ın son yüzyılına rastlayan sülaler öncesi devir, yada bir başka ifade ile “Horus” a tapanlar devrine ait bilgilerimiz birçok alanda eksik olmakla beraber bize bu devir ile ilgili kabaca bilgi vermektedir. Bilindiği kadarıyla bu dönemde Mısır'da siyasi birlik bozulmuş, ülke kuzey ve güney olmak üzere ikiye ayrılmıştır. Bu dönemde merkezi şehrin şehri ve arması zambak benzeri bir çiçek olan Güney Devleti büyük rol oynamıştır. Başlarında beyaz ve konik bir külah taşıyan bu devletin kralları, kendilerini doğuştan Horos'un ilahi çocukları olarak görüyor ve bundan dolayı sonsuz bir yetki ve kudrete sahip olduklarına inanıyorlardı. Kuzey Devleti'nin ise iki büyük merkezi, Yılan Tanrıçası'nın himayesinde olan Buto ve Sais şehirleriydi. Bu şehirlerin arması papirüstür. Bu devletin kralları basık ve ön tarafında bir tüy bulunan bir taç taşıyorlardı. Gerek Kuzey gerekse Güney Kralları Mısır'ı Birleşik Devlet yapmak için hem birbirleriyle hemde Mısır'ın kuzeyinde ve güneyinde bulunan diğer kavimlerle savaşmışlardır. Özellikle bu devrin tarihi olaylarını gösteren eserler arasında siyah taştan yapılmış levhalar gösterilebilir. Levhaların üzerinde kabartma olarak av ve savaş sahneleri tasvir edilmiştir. Narmer adlı krala ait bu tür bir levha söz konusu buluntuların en ilginci sayılabilir. Levhanın bir tarafında Kral Narmer, başında Güney Mısır'ın tacı olduğu halde bir düşmanı öldürürken resmedilmiştir. Levhanın diğer tarafında aynı kral, Kuzey Mısır'ın tacını giymiş bir halde tören sırasında resmedilmiştir. Dolayısıyla bu resimden yola çıkarak Kral Narmer'in Kuzey ve Güney Mısır Devleti'ni birleştiren kral olduğu düşünülebilir. |
|||||||||
| Son Güncelleme ( Cuma, 07 Mart 2008 21:44 ) |
İstanbul Üniversitesi'nin Yaptığı Kazılar (1932 – 2000)İstanbul Üniversitesi'nin 1932'den 2000'e kadar yapmış olduğu kazılar.1- Yarumburgaz Cave : Güven ARSEBÜK ve Mihriban Özbaşaran (1988-1990)2- Yarımburgaz Cave :... Arkeoloji | nilipahri Devamı |
|
Kategori: Arkeoloji |