| ARKAİK DÖNEM MİMARİSİ |
| nilipahri tarafından yazıldı | |
| Salı, 08 Nisan 2008 22:02 | |
|
Ahşap dayanıksız olduğundan elimize geçmemiştir. Elimizdeki kaynaklar bize ne tür ağaçların kullanıldığını söyler. 1. Pausanias’ın M.S. 2. yy’da Hadrianus döneminde ortaya koyduğu Periegetes adlı yapıtında Olmpiadaki Hera tapınağının bir tanesinin ahşaptan olduğu yazmaktadır. 2. Vitruvius, De architectura adlı eserinde belirtir. 3. Plinius, Naturalis Historia adlı eserinde belirtir.
Ahşap Kullanımı Myken yapısında gözlenir. Duvarı sağlamlaştırmak ve üst açıklığı kapatmak için bu ağaç dizileri kullanılmıştır. Örneğin, kapının üzerine uygulanmıştır. Tahta, Antik Çağ’da korunmaya muhtaç olmasına rağmen koruma görevi üstlenmiştir. Ahşap temel malzemedir diyebiliriz. Dor düzeninde kaide yoktur ancak bu taş yapımı için geçerlidir. Ahşapta durum özeldir. Bunun dışında ahşap, en çok çatı yapımında kullanılmıştır. Tuğla Kullanımı Pişmiş topraktır. Daha ziyade Roma mimarisinde kullanılmıştır. Yunan mimarisinde fazla yoktur. İskeletin üstü önce ahşap sonra toprak örgüyle kapanır en son da kiremitler yerleştirilir. Taş Kullanımı En çok kullanılan taş türü ‘konglomera’dır. Konglomera çakıl, kum, deniz bitki ve hayvanlarının tortullaşmasıyla oluşur. Bu hayvanların vücutları kumla çakılı birleştirici görev yapar. Bunun dışında ‘tüf taşı’ kullanılır. Yumuşak, nakliyesi kolay, kolay biçimlendirilen bir taş türüdür. ‘Granit’ Ege- Peros Adası, Anadolu-Bafa Gölü etrafında görülür. Oldukça serttir. ‘Kalker taşı’ ve ‘mermer’ de kullanılan taş türlerindendir. Ancak mermere zor şekil verildiğinden fazla talep görmez. Mermer ocakları Afyon-Dakimeion, Marmara Adası-Prokonessos mermer ocakları önemlidir. Taşların birleşimi zıvana (düşey) ve kenet (yatay) ile sağlanır. Metal ile delik arasındaki boşluk kurşun eriğiyle doldurulur. Birleşen bölgelerin her tarafı işlenmez. Bunun sebebi zamandan kazanmak ve taşların birbirine oturmasını sağlamaktır. Taşın işlenen kısmına anathyrosis denir. Taşların üzerinde işçilik izlerine rastlamak mümkündür. Yapının görünen kısımlarına özen gösterilmiştir. Temel ise daha kabadır. Işık, gölge oyunlarına da başvurulmuştur. Optik yanılgıyı önlemek ve yağmur sularının akmasını sağlamak için hafif bombeli yapılan merdiven basamaklarına gurvatura adı verilir. Duvarlar çeşitli, düzensiz taşlardan yapılmıştır. Buna polygonal taş adı verilir. Bunların büyük olanlarına kyklop denir. Çeşitli yüksekliklerde sütunlar da karşımıza çıkar. Aynı taşlardan oluşan, düzenli yapıya sahip duvarlar isodom, farklı yüksekliklerde olanları pseudoisodom’dur. DOR DÜZENİ-ION DÜZENİ Dor düzeninde Ekhinus yayvan iken, profili giderek dikleşir. Bizans’ta en dik haline ulaşır. Sütunlar monolit ya da çok parçalıdır. Tambur veya kasnaklardan meydana geldiyse bunlar zıvanayla birleştirilmelidir. Tamburların ise ölçüleri birbirinden farklıdır. Bu, üzerine gelen ağırlıkla dengede kalabilmesi içindir. Böylece hafif bombeli bir yapı kaşımıza çıkar. Buna entasis denir. Düzenlerde işlevsellik önemlidir ancak bazen gelenekler işlevselliği olmayan düzeni de benimseyebilir. Örneğin Lykia’da ahşapta çivi kullanılmıştır, taşa geçildiğinde de çivi izlerine rastlanmıştır. Bu taşta çivi kullanıldığını göstermez; çivi izi kullanımının gelenek haline geldiğini gösterir. (Lykia-3 parçalı yapı) Arkhitrav kenetlerle birbirine bağlanabilir, bütün veya parçalı olabilir. Yapı malzemesi bu konuda önem teşkil eder. Triglyph, Arkhitrav’ın üstüne konulan, kapatma amacı güden parçadır. Taş mimaride kullanılan bazı öğeler, biraz önce de dediğimiz gibi ahşapta işlevseldir. Dor düzeninde başlık dört taraftan da aynı görünür, Ion düzeninde ise volütler sebebiyle farklılık gözlenir. (köşe sütun yandan görünür) Bu durumda Ion düzeninde köşe başlığının farklı olması icap eder. Ritim ve simetri adına… Bu sorun Ion başlıklarının duruş derecelerinin uyumlu inşa edilmesiyle çözülür. Başka bir sorun Köşe Sorunudur. Metop, solda küçük ve dolayısıyla uyumsuz kalınca iki triglyph başa alınmıştır. Ancak bu sefer de ilk metop daha geniş olmuştur. Bunun sonucu ya triglyph kaydırılır ya da 4. ve 5. sütun arası (6 sütun old. varsayılır) genişletilir. Böylece metopların aynı genişlikte olması, sütunun arasının açılarak girişin genişlemesi ve kült heykelin daha rahat görülmesi sağlanmış olur. Dor düzeninde arkhitravlar bezemesizdir. Tek istisnaî durum Assos’taki tapınaktır. Kalkanlar ve yazıtlar sonradan eklenmiştir. Bu yapılar ayrıca boyanıyordu. Örneğin; tavan gökyüzünü andırsın diye, yıldızlarla bezenir. Alınlık genellikle süslüdür. Alınlığın bir yüzüne hareketli bir savaş sahnesi, diğerine ise sakin temalı kabartmalar yapılır. Suların akmasını sağlayan çörtenler, genelde, aslan başı, gorgo başı şeklinde biçimlendirilmişlerdir. Gorgo başı koruyucudur. Aslan başı ise sadece Yunanistan’da değil, Anadolu’da da karşımıza çıkar. Anadolu kökenlidir ancak fazla kullanılmaz. Çörtenler taştan yapılır. Delikli olmayan, dekoratif olanlara da yalancı çörten adı verilir. Ion düzeninin Dor düzeninden önemli farkları ise düz bir sütun, kaide ve volütlerinin oluşudur. Ion düzeninde sütunlar daha uzun ve narin iken, Dor sütunları daha hantal ve kabadır. Volütlerin yerini çeşitli rozetler vd. alabilir. Dor sütunları oldukça sadedir. Ion başlıklarının farklı bir şeklini Aioli başlıklarında görürüz. Ağacı tam ortasından yuvarlanarak çıkmışçasına, ana gövdeden dışarıya doğru açılmışlardır. Aioli başlıkları Ion’dan farklı olarak, volütlerinin köşe görünümleri 45 derecelik açıya sahiptir. Volüt, Urartu ayakları ve Fenikeliler’de de kullanılmıştır. Bütün bunlar bize volütün tabiattan esinlenilerek yapıldığını kanıtlar. Doğu ve Orta Anadolu’da yaşayan insanların etkisini Yunan’da da görmekteyiz.
Favorilerine Ekle
Paylaş
Email Gönder
Okunma: 344 Geri izleme(0)
Yorumlar (1)
![]() Yorum yaz!
|






YAL...
B...