|
Berlin'deki müze gezimizi kisaca "Insel" diye anilan, müzelerin topluca bulundugu adayla sinirli tutacagimizi saniyorduk. Ancak Pergamon müze müdürü Prof.Dr.Andreas Scholl'ün tavsiyesi üzerine kentin batisinda Charlottenburg Sarayi'nda yer alan ve Almanca'daki adiyla Museum für Vor-und Frühgeschichte (Tarih Öncesi Çaglar) Müzesine gittik. Müzenin kendi tarihi bile neredeyse içinde sergilenen eserler kadar ilginç olmaya baslamiş.
2.Dünya Savasi'inda büyük bir yikima ugramis, savas sonunda Ruslar hazinelere el koyup götürmüşler, kalan eserler demirperdenin dogu ve batisinda ikiye ayrilmis ve iki Almanya'nin birleşmesi ile yeniden bir araya getirilmeye çalişilmiş ve de müze son haline ancak 2004 yilinda kavuşabilmiş. Gezmeye Heinrich Schliemann'in Troia koleksiyonundan basladik. Salonun girisinde iki büst karsilikli durmuş birbirlerine bakiyorlardi. Sagda Homeros, solda ise Schliemann. Son derece anlamli bir giris; biri yazip, digeri bulmasa bu salon burada olmuyacakti, işin ilginç tarafi yasantimizda bir dizi kavram farki olucakti, örnegin Trojan Horse ( Troia Ati) denen bilgisayar virüzlerine baska bir isim verilecekti. 2.Dünya Savasi'nin son günleri 1945'te Sovyet Ordulari Berlin'e geldiklerinde, yanlarinda uzmanlar ile Müze Envanter listeleri varmis. Götürmek istedikleri eserleri büyük bir itinayla sarip sarmalayip bilinçli bir sekilde almislar, yani insanlik tarihi açisindan eserlere minumum zarar vermisler. Keske A.B.D ordusuda 2003'te ayni bilince sahip olsaydi ve Bagdat Müzesi'nin eserleri yagmalanmasaydi. Homer'in anlattigi ünlü destan Troia (Truva) Savasi'nin hazinesini bulan Schliemann'in Çanakkale Hisarlik Tepesinde yaptigi kazilardan getirdigi yüzlerce eseri sindirebilmek için çok iyi aydinlatilmis salonun içinde dolanmaya basladik. Anadolu'nun en önemli Ilk Tunç Çagi kentlerinden Troia'nin insan yüzlü kaplari, depaslari, tankardlari, idolleri hepsi çok tanidikti. Ardindan Kibris'tan getirilen eserler ile ilgilendik. Kibris bundan 3500 yil önce Dünya'nin encanli ticaret yollarinin ortasinda konuslanmis çok zengin bir merkezdi.Eserlere bakarken bunu daha iyi anlayabiliyorsunuz. Kafkas Kültürlerinide ayni binanin içinde bulmak mümkün. 19.yy da Alman Bilim İnsanlari Dünyanin 4 bir yanindan epey eser toplayip getirmisler. Müzenin üst katinda gerçek bir neandertal kafatası ile karsilastik. Burası Müze'nin en eski buluntularinin sergilendigi bölümdü. Ayrica Taş Devrine ait aletler vardi, nasil yapildiklari örnekler ile anlatılıyordu. O döneme ait bazi çok önemli buluntularinda kopyalari konmustu. Hele 32000 yilöncesine ait kemikten yapilmis küçük bir genç kiz büstü sanki günümüzden bir bayani betimliyor gibi güzeldi. Üst katta Orta Avrupa'nin Tarih Öncesi Kültürleri Tuna Nehri civarinda gelisen ilk üretimci tarim (Neolitik) kültürleri Rossen, Cucuteni ile Tunç Çagi merkezleri ele alinmisti.Bu kattaki en ilginç eser ise, yaklasik 1 metre yüksekliginde altından "Berlin Şapkasi" adli baslikti. Yönetimde rahip krallarin hakim oldugu Tunç Çağı'nın bu ilginç eseri üzerinde, ayın 19 yillik döngüsü anlatiliyordu. Avrupa Tunç Çagı'nın ay-güneş sisteminin en önemli belgesiydi. Törenlerde bu sapkayi takan rahipler geçmis ve gelecekten haberler veriyorlardi. Asagiya indiğimizde salonun bir yanindan gelen sürtünme seslerine meraklanarak gittik. Annelerinin gözetiminde 3 tane afacan geniş bir ezgi tasinin üzerinde 5000 yil öncesine benzeyen bir teknikle buğday ögütüyorlardı. Sengül Aydingün Haldun Aydingün Cumhuriyet Gazetesi Gezi Eki sayfa 13'ten alınmıştır.
Geri izleme(0)

Geri Dön
|